Ne hayalsiz yaşamak ne de hayalperestçe yaşamak, ikisi de mutsuzluk deryasına açılan birer kapı değil midir? Kıvamında derler ya, işte öyle olmalı “hayal”.
Aslında mani olunamayan duyguların en önde gelenidir “hayal”,yatağa uzandığınızda, mehtaba daldığınızda yada denizin maviliğinde kaybolduğunuz da sürükler sizi en derin mekanlara.Nasıl olduğunu kavrayamadan dağılır sevinç bulutları,hayalin sahrasında. Anlaşılamasa da,kavranamasa da anlık hazzı inkar edilemeyecek kadar leziz bir taam gibidir.
Bazen hayaller insanı gerçek yaşanmışlara, bazense gerçek hikayeler hayaller deryasında sizi kürek çekmeye mecbur eder.Sonuçu hüsran veya kazanmışlık.Ne olursa olsun çekersiniz o küreği,umutla,sevinçle…
Öyle anılar vardır ki hayatta, hayalleri kuvvetli olan insanların mutluluğunun delilidir.Hayali olmasa o mutluluğu zaten vücut bulmayacaktı ki.Hayal etmişti bir zaamnlar sadece hayal. Lakin azim ve sebatı ile hayal olmaktan çıkıp gerçeğin ta kendisi olmuş bir hayal!Azmetmeyen ve inanmayanın insan için sadece hayalden ibaret olan düşünceler azim ve mücadeleci bir ruhun elinde hayal olmaktan çıkar,gerçeğe dönüşür.
En büyük icatları yapan hayalperestinsanları hepiniz duymuşsunuzdur.Çevrelerindeki dostları,arkadaşları hayallerini duyduklarında onlara kahkalarla gülmüşlerdi ama hayallerini gerçeğe çevirdiklerinde o hayalperest insanların güldüğü kadar değil.
Hayallerinizin dinçliği kadar mutlu olursunuz.Onların gerçekliğine,vucut bulmasına duyduğunuz kadardır hayat neşeniz.Şayet hayat neşenizi kaybetmişseniz işte gerçek “hayalden” o zaman bahsedebiliriz.Hayal gerçeğe dönüşme ihtimali olan projelerken,hayal düşler alemindeki serap hüviyetini kazanır.Geçmişteki ruhunuza duyduğunuz özlemle baş başa kalır öylece dalarsınız dipsiz kuyulara.Nedir sizi dipsiz kuyuya iten gerçek? Bazen hayallerinizi çalan bir toplum bazen o toplumun ferdi.Niçin bir insanı yok etme pahasına hayallerinizin çalındığını idrak bile edemez,anlam dahi veremezsiniz.Sadece elinden şekeri alınmış bir çocuk masumiyetiyle bakarsınız hayata,boş ,anlamsız ve hayalsiz…
Hırsızın bile çalmasında bir amaç varken,sizin hayallerinizi çalan insanın bir amacı dahi yoktur.Bir anlık zevk için kale yıkan sultanlar gibi anlamsız bir zevk,belki hırs ama kaybedeni için çalınmış en büyük hazine!
Hep düşünmüşümdür insanları mutsuz etmekten haz alan insanları,niçin veya neden bir insanın mutsuzluğu pahasına mutluluğu tercih etme nedenlerini.Cevabı bulunamayacak zor bir sual.
Bir insanın servetine el koymanızın adı aç gözlülük veya dünya hırsı ile açıklanabilecekken.Servetten daha değerli olan hayallerin çalınması olgusunu hangi hırsla açıklayabiliriz ki!Servet tekrar kazanılması mümkünken,hayali tekrar nasıl diriltebilirsiniz ki.
Hırsızlık suçuna verilen cezayı düşünüyorum da, hırsızlıktan daha vahim olan bu suçun cezası nedir acaba?
Malikül mülkü düşünmek ve mahkeme-ikübrayı düşünmek tatminkar olsa gerek!
Yazan: erhan | Tarih: 6/11/2007 Konu: Orta yol ve Hayata gerçekci bir bakış
Musa kardeşimi tanıdığım günden beri hep hayata gerçekci bakışıyla tanıdığım, ama insanın kendini yaşamdan soyutlamadan insan hayal ettiği müddetce yaşar felsefesinide kabul eden hep ortayolu tutmuş gerçek anlamda azim ve mücadele örneği bir kardeşimiz. İnsanın eşrefi mahluk olduğunu bilen bir zihniyetin nedense bu yaradılmışların en şereflisi olan insanla ilişkilerinde hep fiziki üstünlüğü ve maddi etkenleri baz almaları düşündürücüdür.Netice itibariyle din islam söz konusu olduğunda mangalda kül bırakmayanların Üstünlüğün fiziki yada maddi etkenlerde değilde TAKVADA olduğunu çok çabuk görmezden geliyorlar malesefki. Bu düşüncedeki insanların hayata pamuk ipliğyle bağlı insanları hayattan kopardıklarının farkında olmadan aslında kendileri için en elzem insani duygularının bile bir hayal olduğu düşüncesini kabul etmek zorunda bırakıldıkları vir vakaadır. Oysaki her insanın öncelikle hayalen kurguladığı yaşam profilini gerçek hayata tatbik etme ve yaşama geçirme hakkı olmalı. Buna mani olan sözde inançlı ama iş fiiliyata gelince yan cizenlerin yarın hakkın divanındaki durumlarını düşünmek bile istemiyorum. Yaradılanı severim yaradanda ötürü felsefesi sade felsefik bir görüş olmaktan çıkıp hayatın tam ortasına bir balyoz gibi düşmeli ve insanlar artık kendilerini kandırmaktan ve riyadan yakalarını kurtarmalıdırlar.
Yazan: Ziyaretçi :) | Tarih: 9/11/2007 Konu: Hayal
"Hayali olmasa o mutluluğu zaten vücut bulmayacaktı ki. Hayal etmişti bir zamanlar sadece hayal.Lakin azim ve sebati ile hayal olmaktan çıkıp gerçeğin ta kendisi olmuş bir hayal!"
Hayali hiç böyle düşünmemiştim. Hep bana acı verdiği için kurtulmak ister ama bir türlü kurtulam. Bazen hayaller kötü dür çok kötü.İnsani günah bataklığına sürükler.Bu yazın ile hayalin insana mutluluk vereceğini de öğrendim.Ama nasıl.Bunu öğrenmem lazım galiba.
Evet hayalleri çalan bazen hayalini kurduğumuzdur.
Bu arada sayfanın yeni hali çok güzel olmuş tebrik ederim.Gül bahçesinde hissettim kendimi.
Keskin çakıl taşlarıyla dolu bir yolda yürümek midir ,nasip? Yoksa gül kokuları içerisinde yürüyebilmek mi?
Bu tercih insanın elinde midir?Ezelden ebede uzanan bir hakemin gözetiminde şekillenen bir vuslat yolu…Vuslatı rahmet yağmuruna çevirmek de,hüsran bulutunun yağmuruyla ıslanmakta var bu kavuşmada.
Akli melekeleri kullanmaktan aciz insanların yaptıkları hataların arkasından söyledikleri sözdür,nasip…Her mutsuzluğun suçlusu,her beceriksizliğin suçlusu,her hodfuruşluğun sorumlusu!
Nasip bu olamaz ve olmamalı.Takdire boyun eğen sinelerdeki gerçek idraksizliğin götürdüğü bir neticedir bu.Takdiri hakkıyla temaşa edebilen nasip kavramını aığılar ve öyle amel eder.Anlıyamayan ise nasip der geçer her suçunu örtmek için.Nasibe iftira atarcasına…
Yolları ulaşım için elverişli yapmayan başkanın,kemerini takmayıp kazada yaralananan amcanın,siğara içip kanser olanın söylediği söz,nasip…Öyle ya nasip hakkıyla yapacaktı o yolu,kemeri takacaktı amcamın,siğarayı zehirsiz yapacaktı,onlar masum ne suçu olacak ki…Ah nasip amma nasipsizmişsin.
Nasip;tedbirsizlik,düşüncesizlik,beceriksizlik değildir! Arkasına sığınılacak,her suçun suçlusu hiç değildir!Nasip,takdirin gölgesidir.Güneş nereden vurursa gölge o yere düşer.Güneşi kapatıp,gölgeyi dövmek için aramak niye?Güneşi hakkıyla alıp,gölgeyi sevgiyle kuçaklamak varken…
Dışarıda kar yağıyor, saf bir beyazlık bürüyor her şeyin üzerini…
Sanki kötülük kalmamış, acıların üstü kapanmış ebediyen. Ne çok isterdim öyle olmasını. Ne çok isterdim mutsuzlukların karın altında kalmasını…Biliyorum ki her şey aynı olacak !
Gökyüzü sanki nurunu saçıyor yeryüzüne. Ağaçlar narin birer gelin gibi;bembeyaz gülüşleriyle. Lapa lapa düşen her parçada bir başka güzellik var. Mutluluğu görebilen sineler için. Ya mutsuzlukla bağırları kora dönenler? Bu kar parçaları onlar için ne anlam ifade ediyor.
Anneciğini kaybeden bir evlat, o kar tanelerine bakarken annesiyle en son oynadığı kar topu savaşındaki tebessümü düşünüyor.Ah diye içini çekerek…anneciğim…anneciğim
Sevdiğini kaybeden bir aşık ise her yere düşen kar tanesinde mutsuzluk deryasına dalıyor, çıkmamacasına…Sanki kar taneleri onun üzerine birikiyor. Üşütüyor, ıslatıyor ama öldürmüyor ,öldüremiyor aşığı. Çünkü insan bir kez ölür,iki kez değil! O sevdiğinin onu terk ettiği gün ölmüştü zaten. Hiç düşünmeden, arkasında bir enkaz bıraktığını bile bile…
Yüreğinde kor ateşi olanlar için her kar tanesi bir başka anlam ifade eder.
Sinelere acı versede güzeldir kar! Doğaya bahar geldiğinde farklı bir güzellik kış geldiğinde farklı.
Kar yağarken dışarıda gezmenin tadı bile bir başkadır.Yanağınıza çarpan kar tanesi aşığın maşuğun yanağına kondurduğu bir buse gibidir.Buse…
Kar yağıyor…
Ağaçları gelin gibi süslüyor.Ölmek isteyen sineye saf bir kefen.Ne de olsa her ölü kefen ister!
İnsan,düşünen,konuşan,duyan ve gören bir varlıktır.Bu eylemleri yapabilmesi için farklı organlar bahşedilmiştir.Bizlere verilen bu uzuvların kapasiteleri vardır.Kulağımız sağlıklı olsa da bazı sesleri duyamaz.Çünkü,insan kulağının duyma frekansının altında veya üstündedir.Organlarımızın bu şekilde sınırlı tutulmasında türlü hikmetler vardır.
Gözlerimiz muhteşem bir dizayna sahiptir.3 Boyutlu olarak görür ve algılar.21.yüzyıl teknolojisi hala gözümüzün görme kalitesini yakalayamamıştır.Gözde ki muhteşem sistemi anlatmak başlı başına tıbbın bir alanıdır.Görmek şüphesiz güzel bir olaydır.Fakat her şeyi göze indirgemek büyük bir yanılsamadır.Bilmek için görmek gerekmez,görebilmek için bilmek gerekir.Gözümüzün görme eylemi de sınırlıdır.Ancak bu sınıra tevekkül ile farklı bir anlam katabiliriz.
Görmek,her sağlıklı gözün yaptığı bir eylemdir.Görebilmek içinse göz yeterli değildir.Doğada ki bir çiçeğe baktığınızda Allah’ın 6 ismini bir çırpıda sayabiliyorsanız,görebilmeyi başarmışsınız demektir.O çiçek,yalnızca bir bitki değil,Allah’ın sanatının küçük bir numunesidir.Bitkide ki sanatı görebilmek,o sanatın sahibi olan sanatkara bir adım yaklaşmaktır.Sanatkar,sanatını görebilecek dizaynı bize bahşetmiştir.Bize düşen gözü hakkıyla kullanabilmektir.Ağacı ağaç,kuşu kuş olarak görüyorsak yani görebilmeyi başaramıyorsak bize bu gözü bahşeden sanatkara haksızlık yapıyoruz demektir.
Görebilmek hepimizin elinde sadece bunun için kalp gözümüzden de destek almamız gerekiyor.Görebilmek ve sanatkara yaklaşabilmek ümidiyle.
Ne kadar kolaydır,nefes almak ve aldığımız nefesi geri vermek. Hiç farkında olmadan gün içinde binlerce kez yaparız bu eylemi. Allah,bizim bunu yapmamız için beynimize bu emri vermiştir. Bizim beynimize emir vermemiz bile gerekmez. Vücudumuz kendi kendine görevini eksiksiz yapar durur,hiç usanmadan.
Ya nefes alamasak? Veya aldığımız nefesi geri veremesek? Hepimizin saniyeler içinde sonu olur. Bu kadar önemlidir aslında nefes almak. Lakin hiçbirimiz oturup düşünmez bile onun önemini. ’’Nasılsa nefes alıp,veriyorum ya’’der ve geçer,üzerinde düşünmeye tenezzül bile etmez. Peki Yüce Yaratan,bu güzelliği düşünmemizi istemiyor mu? İstiyor elbet. O defalarca Kuran’ın’dabizleri uyarıyor ‘’Ne kadar az düşünüyorsunuz?’’ Gerçekten düşünebilen ama düşüncesiz varlıklarız.
Allah’ın bize bahşettiği nimetlere ne kadar çok şükretsek yine de o nimetlere hakkıyla şükretmiş olamayız. Aldığımız her nefes için bir şükür,verdiğimiz her nefes için bir şükür gerekir. Bir günde aldığımız nefeslerin tamamına dil ile şükür mümkün müdür? Dil ile şükretmek mümkün değildir! Ancak nefes almak nimetini düşünmek,o muhteşem sistemi idrak için kafa yormak ve nimetin sahibinin adını böylece tesbih etmek işte şükrü böyle mümkündür.
Rabbimiz düşünmemizi istiyor çünkü bizlere bu yolla ikram etmek istiyor. Düşünürsek,dil ile alacağımız mesafeleri daha kolay alabiliriz. O bunu biliyor ve hep uyarıyor:’’düşünün,düşünün…’’
Düşünmek yalnızca Allah’ın nimetlerine hakkıyla şükredebilme imkanını değil daha fazlasını veriyor bizlere. İnsan beyni ne kadar çok düşünürse gelişimi o denli hızlı oluyor ve zeka seviyesi o denli artıyor. Aksine ne kadar az düşünürse gelişimi yavaşlatıyor,zeka seviyesi buna paralel düşüyor. Beyin araştırması yapan doktorlar düşünmeyen insanların beyinlerindeki hücrelerin kendilerini yok ettiğini söylüyor. Düşünen beyinlerde ise hücre sayısı artıyor ve kapasite hep bir adım ileriye gidiyor.
Gördüğünüz gibi düşünmek hem şükür için bir araç hem şükredecek yeni bir alanın gelişmesi için vesile. Allah,düşünen kullarına daha dünyadayken hikmetin gereğini yaptığı için bir mükafat sunuyor. Ya Ahiret! Şüphesiz düşünenler için orada çok daha fazlası bizleri bekliyor.
İnsan yaratılış itibariyle hep bir şeylere ihtiyacı olan,ihtiyaçları hiçbir zaman bitmek tükenmeyen,gözü doymaz bir varlıktır.İhtiyaçlarının biri karşılansa diğeri,o da olsa diğeri…şeklinde uzar gider.Fakat ihtiyaçları bu kadar çok olmasına rağmen ihtiyaçlarının karşılanması karşısında gösterdiği ‘’HAMD’’ı sınırlı ve azdır.Allah’ın bir insana verdiği metaryeller o kadar çoktur ki;bunları günlerce saymakla bitiremeyiz.Allah’ın bir lütfu olarak bizlere sunduğu uzuvlarımızdan biri yok olsa veya rahatsızlansa,o lütuf sahibinin ikramını unutur,isyan bayrağını hemen çekeriz.Hiç düşünmeyiz kulağımızı alan Allah,dilese gözümüzü de alacak güce,kudrete sahiptir ve bu kararında da kimseye hesap verme gibi bir yükümlülüğüde yoktur.Kulağımızı aldığı için isyan edeceğimize,gözümüzü verdiği için şükretmeyi nedense akıl edemeyiz!Varlığın sahibi o,o zaman varlığın sahibinin takdirine öyle bir iman edelim ki,melekler bile bu teslimiyete hayran kalsın.Önemli olan her şey güllük gülistanlık olduğu zaman varlığın sahibine hamd etmek değil,sıkıntıda,darlıkta,yoklukta varlığın sahibine hamd edebilmektir.Hamd işte o zaman hamd niteliğini kazanır. İmtihan biz insanlar için ağırda olsa,her ağırlığın altında bir hayrın tecelli edeceğini bilmeli ve bu şuurla hayata sarılmalıyız.Yaşantımızın her anına onun varlık sahibi olduğunu ve varlığın sahibine olan yükümlülüklerimizi yerine getirmemiz gerektiği bilincini oturtmalıyız.Varlığın sahibini hamd ile tesbih etmek.Yalnızca dil ile yapılan bir fiil değildir.Allah’ın verdiği aklı onun istediği gibi kullanmak varlığın sahibine bir hamd’dır.Aksi ise yani o aklı varlığın sahibinin istediği gibi kullanmayıp,hakkını vermiyorsak buda varlığın sahibine bir ihanettir.Kendimize şu hayat prensibini öğretmeliyiz.Ne yaparsam yapıyım kendime önce şu soruyu sormalıyım;Yaptığım bu iş varlığın sahibinin razı olacağı bir iş midir?Cevap ‘’Evet’’ise işte hamd budur,cevap ‘’Hayır’’ise varlığın sahibine isyana götürecek bu fiilinde geri adım atmak en efdalidir.Düşünmek ne güzel bir eylemdir.Allah bizleri Kur’an’ın da ‘’Ne kadar az düşünüyorsunuz!’’ diye defalarca uyarıyor.Düşünmek ve varlığın sahibinin takdirlerinin altında ki hayrı görebilmek için düşünmekte bir hamdır.Hem de ne hamd!Bir dakikası bir yıllık nafile ibadete denktir.Hamdı yaşantımıza yayalım.Şükredelim emin olun ki;şükredecek nimetler isyan edeceklerden her daim fazladır.Nefes almayı düşünün ve aldığınız nefesi veremediğinizi,gözlerin görmediğini,düşünemediğinizi…Elhamdulillah diyecek dil ve gönül her birini veren ‘’varlığın sahibine!’’. Unutmayalım ki,bu dünya oldukça kısa bir berzah alemidir.Hangi sıkıntı olursa olsun,o sıkıntı karşısında sığınacağımız kudreti sonsuz bir ‘’VARLIK SAHİBİ ‘’var.Her an bizi dinleyen ve kapılarını bize ardınca açmış bir merhamet kalesi.’’Dua edin icabet edeyim’’diyen bir Rahman.Böyle bir yaratıcıya şükretmek o kadar kolay ki,isyana ne hacet.Elimizden bazen bir şeyler gider.Evladımız,kardeşimiz,sağlığımız,malımız,mülkümüz... hemen düşünelim sessizce bir kuytuya geçerek.Kim verdi bunları,bu varlıkların gerçek sahibi kim?Ve bir anda teslimiyet rüzgarı eser içimizde.Allah! der kalp.Bunlar bir emanetti ve bende bekçisi,’’ demek ki görevim burada bitmiş ‘’ demeli insan!Hem varlığın sahibi o,hem alan o.Bunlar yetmezmiş gibi birde sabrettin kulum,sabrının karşılığı da olacaktır,diyen bir Rahmanı Zülcelal.Yeter ki sen görevini bil,sabredilecek yerde sabret,tevekkül edilecek yerde tevekkül..isyanı çıkar dünya defterinden.Çıkar ki;o seni cennetten çıkarmasın! Alim bir zat ne güzel demiş:’’ mahkeme istiyorsan,vicdan yeter!’’.Vicdan,sizi Hakka götüren içinizdeki mükemmel yol haritası.Ona sorun yaptıklarınızı ve yapacaklarınızı.O size hep varlığın sahibine teslimiyeti aşılayacaktır,varlığın sahibine isyanı değil!O size hata yaptırtmaz,eğer o mahkemeye doğru hakimi atamışsanız.Helal yemiş,helal içmiş,helal görmüş,hakkı söyleyip ,yalandan kaçmışsanız,babamda olsa adalet demişseniz…işte o mahkeme vicdandır,sizi yanıltmayacak olan mahkeme. Hamd,şükür,teslimiyet,tevekkül,vicdan iman hazinesinin muhteşem güzellikleri,Rabbim bu güzellikleri içinizde çoğaltsın ve hayatınızda yaşamayı nasip etsin. Dua ile…
Konu: Orta yol ve Hayata gerçekci bir bakış
Musa kardeşimi tanıdığım günden beri hep hayata gerçekci bakışıyla tanıdığım, ama insanın kendini yaşamdan soyutlamadan insan hayal ettiği müddetce yaşar felsefesinide kabul eden hep ortayolu tutmuş gerçek anlamda azim ve mücadele örneği bir kardeşimiz. İnsanın eşrefi mahluk olduğunu bilen bir zihniyetin nedense bu yaradılmışların en şereflisi olan insanla ilişkilerinde hep fiziki üstünlüğü ve maddi etkenleri baz almaları düşündürücüdür.Netice itibariyle din islam söz konusu olduğunda mangalda kül bırakmayanların Üstünlüğün fiziki yada maddi etkenlerde değilde TAKVADA olduğunu çok çabuk görmezden geliyorlar malesefki. Bu düşüncedeki insanların hayata pamuk ipliğyle bağlı insanları hayattan kopardıklarının farkında olmadan aslında kendileri için en elzem insani duygularının bile bir hayal olduğu düşüncesini kabul etmek zorunda bırakıldıkları vir vakaadır. Oysaki her insanın öncelikle hayalen kurguladığı yaşam profilini gerçek hayata tatbik etme ve yaşama geçirme hakkı olmalı. Buna mani olan sözde inançlı ama iş fiiliyata gelince yan cizenlerin yarın hakkın divanındaki durumlarını düşünmek bile istemiyorum. Yaradılanı severim yaradanda ötürü felsefesi sade felsefik bir görüş olmaktan çıkıp hayatın tam ortasına bir balyoz gibi düşmeli ve insanlar artık kendilerini kandırmaktan ve riyadan yakalarını kurtarmalıdırlar.
Bağlantı »
Konu: Hayal
"Hayali olmasa o mutluluğu zaten vücut bulmayacaktı ki. Hayal etmişti bir zamanlar sadece hayal.Lakin azim ve sebati ile hayal olmaktan çıkıp gerçeğin ta kendisi olmuş bir hayal!"
Hayali hiç böyle düşünmemiştim. Hep bana acı verdiği için kurtulmak ister ama bir türlü kurtulam. Bazen hayaller kötü dür çok kötü.İnsani günah bataklığına sürükler.Bu yazın ile hayalin insana mutluluk vereceğini de öğrendim.Ama nasıl.Bunu öğrenmem lazım galiba.
Evet hayalleri çalan bazen hayalini kurduğumuzdur.
Bu arada sayfanın yeni hali çok güzel olmuş tebrik ederim.Gül bahçesinde hissettim kendimi.
Bağlantı »
Konu: ben de gül bahçesinde hissettim kendimi, tek bir farkla;
karanlık bir gül bahçesi...
Bağlantı »